Bugun...
Emre KONGAR -- Demirtaş’ın D 80 sandalyesi
Tarih: 29-09-2015 09:46:00 Güncelleme: 25-05-2018 09:41:00 + -



Emre KONGAR -- Demirtaş’ın D 80 sandalyesi

 

 

 

 

HDP ve Demirtaş büyük bir saldırı altında: 
Erdoğan/AKP ve Bahçeli/ MHP ittifakı tarafından PKK terörü ile ilişkilendirilerek hem hukuksal hem de siyasal olarak cezalandırılmakisteniyor.

***

Ben bütün ömrüm boyunca terörün her türlüsüne, en çok da, tutarlı bir ideolojik bütünlüğe sahip göründükleri ve bu nedenle de önlenmeleri çok zor olduğu için, dinci/mezhepçi ve etnik/ milliyetçi teröre karşı çıktım.
Bütün dünyada ve Türkiye’de terörün, ancak, amaçlarını demokratikortamda savunmasına olanak verilmesiyle önlenebileceğini düşünüyorum.
Elbette bu olanak, kapalı kapılar ardında terör örgütleriyle yapılacak gizli görüşmelerle değil, şeffaf, kamuoyunun önünde, Meclis gibi ortamlarda, meşru örgütlerle/partilerle yürütülecek ilişkilerde kullanılmalıdır. 

Bu nedenle de “Açılım” adı altında, meşru zeminde siyaset yapan HDP varken, terör örgütü PeKaKa’nın muhatap alınmasına ve üstelik de kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapılmasına, bu yöntemle sonuç alınamayacağı için, karşı çıkmıştım. 
Nitekim böyle “gizli” görüşmelerle bir çözüm üretilemediği, “masanındevrilmesiyle” ve onu izleyen tatsız olaylarla açıkça anlaşıldı. 
Elbette bu arada, iktidar dalkavuğu medya tetikçilerinin “Bebek Katili” diye lanetledikleri Abdullah Öcalan’a dizdikleri övgülerin mürekkepleri henüz kurumadı. O yazıların mürekkepleri kurumadı ama, yine aynı tetikçiler tarafından meşru zeminde siyaset yapan HDP’nin ve Selahattin Demirtaş’ın PKK ile ilişkili olduğu iddiasıyla suçlanmaları ve bu suçlamalara koşut olarak yargının harekete geçmiş olması, ülkenin kaderine damgasını vurmuş görünüyor: 
Çünkü bu suçlamaların sebebi olarak, kamuoyunda, oyları sınırda olanHDP seçim barajına takıldığı takdirde, kazanmış olduğu 80 sandalyeninErdoğan/AKP iktidarına geçeceğinin hesap edildiği izlenimi var.

***

Henüz ülkemizin hukuk tarihinde kara bir leke olan, sınırlarda kurulan “Çadır Mahkemeleri” rezaleti unutulmadan... 
Şimdi yine Birinci Silivri Trajedisini andıran gizli tanıklar ve sahte belgelerle... 
İkinci Silivri Trajedisi bağlamında... 
Mahkûm olmamış bir siyasal parti lideri... 
Üstelik de bir Cumhurbaşkanlığı adayı olan... 
Selahattin Demirtaş... Hapiste tutuluyor: 
PKK terörünü kınamak için verdiği demeçler, yaptığı yorumlar kamuoyuna yeterince yansımıyor, çünkü yansıtılmıyor.

***

Bu seçimler, zaten Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve seçim barajına daaykırı olan, seçimin güvenliğini ve şeffaflığını zedeleyen yeni seçim yasası dolayısıyla ve Erdoğan’ın bütün devlet olanaklarını kullanabilmesinedeniyle meşruiyeti tartışmalı bir ortamda yapılıyor... 
Bir de buna, partisi baraja takıldığı takdirde 80 sandalyeyi Erdoğan/AKP iktidarına kaptıracak olan adaylardan birinin, mahkûm bile olmadan hapiste tutulduğu gerçeği eklendiğinde, Meral Akşener’in dahi işaret ettiği gibi, sonuçlar daha şimdiden büyük ölçüde tartışmalı hale geliyor. 
TÜRK’E FARKLI, KÜRT’E FARKLI HUKUK OLMAZ: 
DİREN BAĞIMSIZ ADALET... 
DİREN HUKUK DEVLETİ... 
YAŞASIN DEMOKRASİ!

 

 

 

 

 

Konu sadece doların artışı, Türk Lirası’nın değer yitirişi değildir... 
Sorun, zaten dışa bağımlı olan ekonominin, içte de, yağma ve talan için bilinçli olarak çökertilmesi sonunda, kaynak (finansman) sıkıntısının başlamış olmasıdır.

***

Geniş kitleleri yoksullaştıran ama yönetici oligarşiyi zenginleştiren yağma ve talan ekonomisi beş biçimde finanse edildi: 
1) Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan yatırımlarla üretilmiş olan değerler satıldı. 
2) Kentsel rant için toprak yağması yapıldı. 
3) İhale yasası 187 ayda 186 kez değiştirildi. İstenilen firmalara istenilen (çoğu da inşaata dayalı verimsiz) yatırımlar, istenilen koşullarla verildi. 
4) Vergiler arttırıldı.
5) Borçlanıldı. Üstelik üçüncü havalimanı, üçüncü köprü gibi büyük yatırımlar, kaynak yetersizliğinden dolayı çok yüksek bedellerle ve hazine garantisi verilerek finanse edildi. Kanal İstanbul projesi başlatıldı. 
Bu yağma ve talan süreci sonunda, tarım sektörü geriledi, çiftçi yoksullaştı, Türkiye saman bile ithal eder hale geldi. 
Sanayi sektörü yüksek teknolojik katma değer üretimine yönelemedi, üretim ve verimlilik artışı sağlanamadı; ihracatın neredeyse yüzde 80’i ithalata dayalı hale geldi. 
Ekonomik hayat sadece inşaat sektörünün öncülüğüyle döndürülmeye çalışıldı. 
Sonunda, satılacak mal ve hizmet, alınacak vergi, kullanılacak kredi sınırlarına ulaşıldı. 
İşte bugünkü doların artışı, bu sınırlara ulaşılmasından dolayı, talan ve soygunun finansmanı için bulunacak kaynakların çok pahalılaşmasından kaynaklanmaktadır.

***

Çok kısaca söylemek gerekirse, artık satacak mal ve hizmetiniz kalmadığından, talanı sürdürmek için, ya vergi arttıracaksınız, ya da yüksek faizle borç alacaksınız. 
Ya da para basıp, devalüasyon yapıp, yüksek enflasyonla, bütün toplumu yoksullaştırıp, milletin cebindeki parayı kendi cebinize aktarmaya devam edeceksiniz. 
İşte dolar bu nedenlerle yükseldi, yükseliyor.

***

Bu krizin ilacı, ekonomik karar alma mekanizmalarını, ülkeyi talan eden ve artık tek kişiye indirgenmiş olan küçük bir oligarşik azınlığın elinden alıp demokratik olarak belirlenmiş bir “ortak aklın” denetime vermektir... 
Bunun yolu da demokratik kurum ve kuralların sadece temel hak ve özgürlükler ve eğitim alanında değil, ekonomi konusunda da devreye girmesidir. 
Nitekim dün, Kemal Kılıçdaroğlu “Doların, dövizin ilacı demokrasidir, demokrasi olmadıkça dolar düşmez”, Muharrem İnce “Polisiye tedbirlerle ekonomi düzelmez. Hukukla, bağımsız yargıyla ekonomi düzelir” derken bu gerçeği dile getirmişlerdir. 
DİREN HUKUK DEVLETİ... 
DİREN DEMOKRASİ! 




Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi

Bu haber 17882 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KONUK YAZARLAR HABERLERİ