Bugun...
Müyesser YILDIZ -- NATO Bildirisinin 72'inci Maddesine Dikkat!..
Tarih: 01-08-2017 08:18:00 Güncelleme: 21-07-2018 09:28:00 + -



Müyesser YILDIZ -- NATO Bildirisinin 72'inci Maddesine Dikkat!..

Kıbrıs Barış Harekatı'nın 44’üncü yılındayız.
KKTC'deki törenlere Erdoğan'ı temsilen katılan Yardımcısı Fuat Oktay yayınladığı mesajda, “Kıbrıs'ta yaşanan zulme son veren Kıbrıs Barış Harekatı'nın 44. yıldönümünde şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum” dedi. TSK da yıldönümünü videolu anma mesajı ile kutladı.
Kıbrıs uzun süredir emperyalizmin masasında. Türkiye'den koparıp, Rum'a teslim etmek istiyorlar.
Bunun için değişmez istekleri de belli; Türk askerinin Ada'dan çıkması ve Türkiye'nin garantörlük hakkından vazgeçmesi.
Türkiye'yi ikna için önerdikleri formül ise; Ada'nın güvenliğini NATO veya AB'nin sağlaması.
2000'li yıllardan beri bunun için uğraşıyorlar.
NATO-AB ortaklığı, önce kısaca “Avrupa Ordusu” olarak adlandırılan, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) diye bir mekanizma geliştirdi. Bu ordunun müdahale edebileceği kriz bölgelerinin çok büyük bölümü Türkiye'nin etrafındaydı. En önemlisi Kıbrıs da dahildi.
Planın ayrıntısı şuydu; NATO üyeliğimizden dolayı Avrupa Ordusu, tüm imkanlarımızdan yararlanacak, ama AGSP'nin karar mekanizmasında olmayacaktık. Çünkü AB üyesi değildik!..
Rum kesiminin durumu da tam tersiydi. AB ile üyelik müzakereleri başlatıldığı için gidişat belliydi, ancak onlar da Türkiye'nin vetosu sebebiyle NATO üyesi değildi. Kaldı ki, Rumların hem AB, hem NATO'da yeterince hamisi ve sözcüsü vardı. Yani alınacak kararlara Rumlar dolaylı da olsa müdahale edebilecek, ama Türkiye'nin söz hakkı bulunmayacaktı.
Dönemin siyasi ve askeri yöneticileri “hinliği” gördüğü için mekanizmayı veto edince, o gün için planlar suya düştü.
Geçen süreçte Rumlar, AB'ye alındı. Bu arada AB de Türkiye'yle ilgili her belgesinde, Rumların NATO üyeliğini veto etmekten vazgeçmemizi istedi, istemeye devam ediyor.
NATO-AB'nin söz konusu plandan vazgeçmediğini şuradan anladık;
- Temmuz 2016'da yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde, “AB-NATO Ortak Deklarasyonu” imzalandı.
- Geçen yıl bazı AB üyesi ülkelerin yer aldığı bir savunma grubu oluşturuldu. Rum kesimi, Fransa'ya Kıbrıs'ta üs verme karşılığında bu gruba dahil olmak istediğini bildirdi.
- Kasım ayında da Almanya ile Fransa'nın öncülüğünde AB'nin 23 üyesi, savunma alanında işbirliği ve koordinasyon için Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği Savunma Anlaşması (PESCO)'nı imzaladı. Bu anlaşmadan sonra Rum Savunma Bakanı Fokaides, “PESCO ile ülkesinin daha güvenli hale geleceğini” açıkladı.
-NATO Bildirisinin 72'inci Maddesi-
Bilindiği gibi, 10-11 Temmuz'da NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi yapıldı. Brüksel'deki zirveye Erdoğan'la birlikte yeni Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da katıldı.
Zirvenin ardından ise 79 maddelik bir bildiri yayınlandı. Bildiride, PKK/PYD/YPG'den hiç söz edilmeyip, sadece Suriye'nin Türkiye için tehdit olarak algılanması, NATO'nun Karadeniz, Akdeniz ve güney sınırlarımıza ilişkin yeni planları dikkat çekti. Bunlara ilişkin tartışmalar sürüyor, ancak hiç üzerinde durulmayan bir başka madde daha var.
Öncelikle bildirinin birçok maddesinin satır aralarında vurgulanan şu ifadelere dikkat çekelim:
“AB'nin, NATO için eşsiz ve vazgeçilmez bir ortak olduğu... NATO ve AB'nin askeri ve savunma konularındaki işbirliği... NATO'nun, daha güçlü ve yetenekli bir Avrupa savunmasının önemini kabul ettiği... İttifakın değerlerini paylaşan diğer ülkelerle politik diyalog ve pratik işbirliklerinin geliştirilmesi... Akdeniz diyaloğunun güçlendirilmesi...”
Şimdi de bildirinin 72'inci maddesine bakalım; Şöyle deniliyor:
“AB üyesi olmayan müttefikler, ortak güvenlik sorunlarına çözüm getirme kapasitesini güçlendirmeye yönelik AB çabalarına anlamlı katkılarda bulunmaya devam ediyorlar. AB üyesi olmayan müttefiklerin bu çabalara dahil olması, NATO ve AB'nin stratejik ortaklığı için gereklidir. Bu alanda daha güçlü bir stratejik ortaklığı desteklemek amacıyla atılacak ve somut ilerleme ifade edecek olan karşılıklı adımları bekliyoruz.”
AB üyesi olmayan ülkeler hangileri; Kanada, İzlanda, Norveç ile üyelik müzakereleri devam eden Arnavutluk ve Karadağ. Tabii bir de Türkiye.
Gelişmeler dikkate alındığında, sözkonusu maddenin bu ülkelerden ziyade Türkiye'ye yönelik bir mesaj olduğu ve adı konmasa da öncelikle Kıbrıs'ı ilgilendirdiği anlaşılmıyor mu?
Acaba “NATO ile AB'nin stratejik ortaklığı” için beklenen ve istenen somut adımlar; Rumların NATO üyeliğini veto etmekten vazgeçmemiz veya NATO-AB'nin Kıbrıs'ta garantörlüğünü kabul etmemiz midir?
-Erdoğan'ın 16 Yıl Önceki Görüşleri-
NATO-AB'nin Avrupa Ordusu ve Kıbrıs planlarının gündeme geldiği 2001 yılına dönelim.
Çiçeği burnundaki AKP'nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, iktidar olmadan sadece 1 yıl önce Kıbrıs konusunda şunları söyledi:
“AB'nin, üyelik sürecinde bir şart olarak Kıbrıs'ı önümüze getirmesi iyi niyetle bağdaşmaz... Çünkü bu şekliyle Güney Kıbrıs'ın Ada'nın tamamını temsilen AB'ye alınması, hukuken de mümkün değildir. Türkiye gibi, Kıbrıs'ın AB üyelik süreci de 1960 Antlaşmasıyla başlamıştır. Londra ve Zürih Anlaşmalarında onaylanan Kıbrıs Anayasası'na göre Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı hiçbir uluslararası birliğe giremez. Ayrıca aynı Anayasaya göre, Türklerin veto yetkisi vardır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ve bugünkü hükümet Kıbrıs konusunda akılcı davranarak, çözüme gidici yolları kullanamamıştır. Örneğin 2001 yılının Haziran ayında 6 ülkenin katıldığı Körfez İşbirliği Konseyi'nde KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak tanınması gündeme geliyor ve hatta sonuç bildirgesinde yer alıyor. Böyle bir gelişme karşısında Türkiye, sözkonusu ülkeleri yakın takibe alıp, fiilen KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak tanınmasını sağlayabilseydi, bugünkü sorunları aşmada çok güçlü bir konumda olunabilirdi.”
Netice; AB, Kıbrıs'ı şart olarak önümüze koydu... Rum kesimi AB'ye üye yapıldı... Türkiye veto hakkını kullanmadı... KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak tanınması gündemimizden çıktı... Şimdi de Londra ve Zürih Anlaşmalarının ortadan kaldırılması isteniyor!..
O vakitler Erdoğan'ın, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) hakkındaki görüşleri de şöyleydi:
“Türkiye ısrarlı ve haklı olarak AGSP'nin karar sürecinde yer almadıkça, veto yetkisini kullanacağını söylüyordu. Hal böyleyken, hükümetin iki gün önce AGSP'yi desteklediğini açıklaması anlaşılır bir şey değildir. Çünkü bir iki iyileştirmenin dışında Türkiye'nin karar sürecinde yer alma talebi kabul edilmemiştir. İyileştirici gelişmeler olarak ortaya konulan konular da İngiltere Başbakanı Blair'in bir mektubunun içeriğinden ibarettir. Kaldı ki Yunanistan, İngiltere'yi kendi adına Türkiye ile müzakere görüşmeleri yapmaya yetkili kılmadığını açıklamışken, bu mektup ne ifade eder? Bu konu Türkiye'nin geleceğini çok ciddi bir biçimde tehdit etmektedir. Bu konu belki de Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından bu yana önüne çıkmış en ciddi problemlerden bir tanesidir. Neden hükümet bu konuda ne Meclis'e ne de kamuoyuna açıklama yapmaktan kaçınmaktadır? AB'nin ve NATO'nun bildiği mutabakat, neden T.C. Hükümetinden, TBMM'den, Dışişleri Komisyonu'ndan ve halkımızdan gizlenmektedir. Böyle bir devlet yönetimi, böyle bir demokrasi anlayışı olmaz, kabul edilemez... Bütün bu olup bitenler göstermektedir ki, bu hükümet mali bakımdan Türkiye'yi bir müstemleke haline getirdikten sonra ulusal güvenliğimizi de vesayet altına sokmaktadır. Bu nedenle bizim AK Parti olarak önümüzdeki süreçte bu gidişi engellemek için ne gerekiyorsa yapacağımızı şimdiden herkes bilsin.”
Şimdi de Erdoğan'ın son NATO Zirvesi'nden dönerken, yaptığı şu açıklamayı aktaralım:
“NATO–AB işbirliğinin uzlaşılan çerçevede geliştirilmesine desteğimizi teyit ettik. Bunun için Avrupa Birliği’nin, savunma ve güvenlik konularında ülkemize yönelik taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini de vurguladık.”
Nedir, AB'nin savunma ve güvenlik konularında ülkemize taahhütleri?
2002'den beri AGSP'nin karar mekanizmasında yer alacağımız sözü verilmiş olması... NATO'nun 2010 Lizbon Zirvesi'nde yayınlanan Stratejik Konsept belgesinde, “iki örgüt arasındaki stratejik ortaklık için Türkiye gibi AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin AB’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasına tam katılımının elzem olduğu” ifadesinin yer alması... Bir de Avrupa Savunma Ajansı ile işbirliğine girmemiz...
Rum-Yunan ikilisinin, bırakın AGSP ile ilgili sözlü taahhütlerin hayata geçirilmesini, Avrupa Savunma Ajansı ile işbirliği ve AB ile bilgi güvenliğine dair anlaşma imzalamamızı dahi engellediğini hatırlatmakla yetinelim.
Kamuoyunun gündeminde olmasa bile Erdoğan'ın ifadesiyle, “Türkiye'nin geleceğini çok ciddi bir biçimde tehdit eden, belki de Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından yana önüne çıkmış en ciddi problemlerden bir tanesi” olan bu NATO-AB planının gidişatını engellemek için “Ne gerekiyorsa yapılacağı” inancıyla, Barış Harekatı'mızın 44. yıldönümünü kutluyor, başta şehitlerimiz, Kıbrıs davasının ölümsüz isimleri Dr. Fazıl Küçük ile Rauf Denktaş'ı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.



Bu haber 4472 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KONUK YAZARLAR HABERLERİ