Bugun...
Müyesser YILDIZ -- Andımıza Karşı Çıkanlar Erdoğan'ın “Rabia”sına da Karşı Çıkmış Olmuyor mu?
Tarih: 01-08-2017 08:18:00 Güncelleme: 22-10-2018 09:37:00 + -



Müyesser YILDIZ -- Andımıza Karşı Çıkanlar Erdoğan'ın “Rabia”sına da Karşı Çıkmış Olmuyor mu?

“Açılım, saçılım” sürecinde emperyalizm, PKK ve uzantılarının bir arzusunu daha yerine getirmek için okullarımızda “Öğrenci Andı”nın okunmasından vazgeçildi.
Danıştay, geçen hafta Andımızı kaldıran o yönetmelik hükmünü iptal etti.
Kıyamet de koptu.
AKP'liler başta olmak üzere geçmişteki “açılımcıların” tamamı ateş püskürdü; “Andımızı” savunanların ne “Faşistliği ve ırkçılığı” kaldı, ne “Kemalist vesayet özleminin depreştiği”!..
Basit bir soru; “Açılım sürecinde” PKK ve patronlarının kendilerini “kandırdığını” itiraf edip, artık “Milli ve yerli” olduklarına göre, onların yaptırmış olduğu bir yanlıştan dönmek niye böylesi bir tepkiye yol açtı?
Yoksa “kandırılmadılar” mı?.. Andımızı, bilerek, isteyerek ve taammüden mi kaldırdılar?
-Sadece PKK Değil “FETÖ” de İstemedi-
Andımızın kaldırılmasını hep PKK'nın istediği konuşuluyor. Ancak isteyen bir başka grup daha vardı; Bugünün ezeli ve ebedi düşmanı “FETÖ”.
Şimdi hapiste olan Mümtazer Türköne bakın 2013'te, “Andımız ne işe yarıyor?” başlığıyla neler yazmıştı? Şunları:
“Dini bir ritüel havasında çocuklara, faşizmin ırkçı böbürlenmesini ve solidarizmini telkin etmek insanlığa da medenî bir toplum halinde yaşama arzusuna da aykırı. Gerçekten içeriğe göre iki şey yapıyorsunuz: Kendinizle övünüyorsunuz, sonra bir bütünün içinde erimeye, kendi insanî hasletlerinizi ve bireyselliğinizi o belirsiz ruh içinde eriterek yok etmeye rıza gösteriyorsunuz. Üstelik bu faşist telkini, küçücük çocuklara yapıyorsunuz. Ama yine de içerikten daha kötüsü var... O yaşa göre yapılabilecek en ciddi şeyi yapıp, içeriğini anlamadıkları bir metni bağıra çağıra okuyorlar. Varlıklarını 'armağan' ettikleri için, geriye ne kaldıysa onunla öğretmenlerinin peşine takılıp, düzen içinde sırayla sınıflarına giriyorlar. Sıcakta, soğukta bu ilkel ritüelin çarkları arasından geçip-yontulup terbiye ediliyorlar ve ancak ondan sonra, öğretmenin vereceği bilgileri almaya hak kazanıyorlar. Mesele andımızın içeriğinden önce bu kişiliksizleştiren disiplin ritüelinin kendisi... Düpedüz yanlış olan bir şeyi genel kurala dönüştürdüğünüz zaman anlamını çözemediğiniz alışkanlıklar ortaya çıkıyor. Andımız, işte bu türden bir alışkanlık. Bu kadar ciddi bir saçmalığı, sorgulamadan tekrarladığınız için, sorgulama yeteneğiniz de gelişemiyor. Gözünüzün önüne, sabah okulun kapısından sıraya dizilmeden ve andımızı tekrarlamadan giren çocukları getirin. Öğretmen daha çok öğretmen olmak zorunda kalmaz mı? Demek ki andımız, öğrenimi engellemekten başka bir işe yaramıyor...”
AKP ve destekçilerinin Danıştay'ın “iptal” kararına tepkilerini duyan Türköne, “Ben hapiste, fikirlerim iktidarda” demiştir herhalde!..
-Kararın Çıktığı Gün Erdoğan Ne Söylüyordu?-
“Andımız”da ne var; Türklük, millet, vatan, doğruluk, çalışkanlık, ilke-ülkü ve Atatürk var.
Erdoğan'ın uzun yıllar “Türk Milleti” ifadesini kullanmadığını biliyoruz. Ancak ne zaman ki, seri şekilde “kandırıldıklarını” gördüler; “Türk Milleti” de dedi, “Atatürk” de... Dahası, “Emperyalizmden, Sevr emellerinden” söz edip, “Milli Mücadele verdiğimizi” anlattı.
Çok geriye gitmeye gerek yok; Danıştay'ın “iptal” kararını verdiği gün Erdoğan Moldova'da Gagauz Türklerine hitap etmişti. Erdoğan, “Gagauzlu Türk soydaşlara 81 milyonluk Türk Milleti'nin selamlarını getirdiğini” belirttikten sonra da özetle şöyle konuşmuştu:
“Geçen 24 yılda kendilerini idare etme olgunluğunu gösteren siz soydaşlarımızı gönülden kutluyorum. Kendi kimliğinizi, dilinizi, iç barışınızı, birliğinizi, dirliğinizi koruyarak, bu güzel mirası evlatlarınıza, torunlarınıza aktarmanızı diliyorum. Bilhassa içinde bulunduğumuz dönemde bunun son derece önemli olduğuna inanıyorum. Zira Avrupa başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde etnik ve kültürel farklılıklar kaşınmaya çalışılıyor. Asırlardır aynı toprağı paylaşan, aynı havayı soluyan, geçmişi ve geleceği ortak olan toplumlar ayrıştırılmak isteniyor. Kültürel ırkçılık dünyanın dört bir ucunda adeta bir veba salgını gibi gün geçtikçe yayılıyor. İslam karşıtlığından yabancı düşmanlığına, etnik milliyetçilikten terörizme kadar birçok sorun birarada yaşama idealimize sekte vuruyor. Buradaki soydaşlarımızın asla böyle bir tuzağa düşmemesi gerekiyor. Her birinizin bu bilinçle hareket edeceğine inanıyorum... Moldova ailesinin bir parçası olarak ülkenin resmî dilini de en iyi şekilde öğrenmenizi ve kullanmanızı önemli görüyorum. Bu sayede hem Moldova’nın beşeri zenginliğini artıracak, hem de Gökoğuz Yeri’nin kalkınmasına katkıda bulunacaksınız. Sizlerin anadili olan Anadolu’da analarımızın, babalarımızın konuştuğu, saf, bozulmamış öz Türkçeyi yaşatmanızdan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Dil bir iletişim aracı olmanın yanında, toplumsal hafızanızdır, düşünce biçiminizdir, kültürünüzdür, hepsinden önemlisi dil kimliğin aynasıdır. Sizlerden dilinize sahip çıkmanızı, çocuklarınıza Gökoğuz Türkçesi’ni öğretmenizi, bu sayede ortak Türk tarihimizi, kültürümüzü ve benliğimizi canlı tutmanızı bekliyoruz. Gökoğuz Türkçesi’ni unutmayın, unutturmayın. Bunun yanında, diğer Türk topluluklarıyla, akrabalarınız olsun, Türk Cumhuriyetleriyle bağlarınızı muhakkak geliştirin. Unutmayın, biz Adriyatik’ten Çin Seddine kadar uzanan 300 milyonluk büyük bir aileyiz.”
Erdoğan bunları söylerken, AKP'lilerin “Andımız”a “ırkçılık” suçlamasını yöneltmesi, neyin nesidir?
Bitmedi. Erdoğan daha dün Diyarbakır'da, “Rabia” olarak nitelendirdikleri çağrıyı tekrarlayıp, “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet için mücadeleye hazır mıyız?” demedi mi?
Buradaki “Tek millet”ten hepimizin anladığı, “Türk Milleti” kavramı değil mi ki, “Andımız” yerden yere vuruluyor? “Andımız”a karşı çıkarken, aslında “Rabia”ya karşı çıktıklarını da mı fark etmiyorlar?
Değilse, “Tek millet” derken, neyi kast ettiklerini açıklamaları gerekmiyor mu?
-Neyin Sayfası?.. Neyin Çözümü?..-
“Andımız” la ilgili bu tartışmalardan sonra dikkatlerden kaçan başka ayrıntıları aktaralım.
Birincisi; Malûm AB, fasılların açılması için Terörle Mücadele Yasası'nın değiştirilmesini şart koşuyor. Hürriyet'te yer alan habere göre, Adalet Bakanlığı bu konuda bir çalışma yapmış, ama İçişleri Bakanlığı sıcak bakmıyormuş!..
İkincisi; Erdoğan'ın dün Diyarbakır'da yine “Yeni bir sayfa açmaktan” söz etmesi!.. Her defasında “yeni sayfalardan” neler çıktığını görünce, endişelenmemek elde değil!..
Üçüncüsü; Hatırlanacağı üzere 24 Haziran seçimlerinden önce Erdoğan İngiltere'ye gitti. Bu ziyaretten kısa bir süre önce ise AKP'li üç isim; Mehdi Eker, Efkan Ala ve Taner Yıldız, “PKK'nın İngiltere temsilciliği” olarak nitelendirilen Democratic Progressive Institute (DPI)’deydi. “Yeni çözüm sürecinin” görüşüldüğü öne sürüldü ve niye gittikleri, ne konuştukları hâlâ bilinmiyor.
İşte o isimlerden AKP Diyarbakır Milletvekili Mehdi Eker, Danıştay'ın “iptal” kararını verdiği gün Erbil'de, dün de Diyarbakır'da Erdoğan'ın hemen yanı başındaydı. Erbil ziyaretinde Eker ve beraberindeki heyet, Neçirvan Barzani tarafından kabul edildi. Görüşmede, “Türkiye ile Kürdistan bölgesi arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin” ele alındığı, özellikle “Irak ve Kürdistan bölgesinin eğitim sisteminin istişare edildiği” bildirildi. Eker de bölgedeki herkesle “kardeş gibi olduklarını” vurguladı.
Sanırsınız ki; Barzaniler, PKK'yı terör örgütü ilân etmiş... Türkiye'nin birçok ilini “Kürdistan” haritası içinde göstermeyi bırakmış... Kerkük'ü işgâl planlarından vazgeçmiş de “kardeş” gibiyiz!..
Bir de “Barzanistan”daki “FETÖ okulları” meselesi var; Eker'in, Erbil ziyaretinde bu konunun da görüşüldüğü anlaşılıyor. Oysa bizzat Erdoğan daha 2016'da Mesut Barzani'den bu okulların kapatılmasını istemiş, Barzani de bunlara “el koyma” kararının alındığını duyurmuştu. Biliyoruz ki, kapatılmadı. Bunun üzerine sözkonusu okulların Maarif Vakfı'na devri gündeme geldi.
Son durum mu? Mehdi Eker'le birlikte Erbil'e giden Gazeteci-Yazar Nedim Şener, iki gün önce yazdı; Halen “FETÖ”nün burada 1 üniversitesi ve 13 bin öğrenci kapasiteli 19 okulu varmış, “Ama bugünlerde FETÖ'nün bölgedeki saltanatı sallanıyor”muş!.. Şener yazısını, “Çözümün eli kulağında görünüyor” diye bitirmiş.
İnşallah “Andımız” üzerinde koparılan bu fırtına, başka “çözümlerin de eli kulağında” olduğunun habercisi değildir!..



Bu haber 7403 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KONUK YAZARLAR HABERLERİ