Bugun...

Ayşe BOLAT
Rüzgar Enerji Santrali’ne HAYIR, neden?
Tarih: 06-03-2018 15:19:00 Güncelleme: 06-03-2018 15:42:00


 

 

                                             

 

 

 

                                                Bandırma’nın Orhaniye Mahallesi sınırları içinde bulunan 7 taşınmaz için rüzgar enerji santrali (RES)  yapılması amacı ile 04.09.2015 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile acele el koyma kararı verilmiş ve bu kararın iptali talebi ile Danıştay 6.Dairesine dava açılmıştır. Danıştay 6.Dairesi 13.04.2017 tarihli karar ile talebi reddetmiş, kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından işlemin iptaline karar verilmiştir.

 

                                                RES tesisi neden yerinde değildir ?

 

                                               1) Öncelikle RES tesis edilen taşınmazlar 1.sınıf tarım arazisi olup Bandırma ilçe merkezi ile Manyas Kuş Gölü ve Ç.Kale Bandırma Karayolu arasında kalan toplu tarım arazilerinin bulunduğu yerdedir. Kurulmuş olan RES'ler devlet karayolundan çok net olarak görülebilmektedir. Alana toplam 17 adet rüzgar enerji santrali kurulmuştur.

 

03.10.2013 tarihli ÇED Yönetmeliği  EK 4 ve EK 5'te belirtilen duyarlı yöreler listesinde  tarım alanları gösterilmektedir. RES'lerin kurulduğu yere yakın birçok yerleşim yeri ( köy /mahalle) mevcuttur ve bu alanda dağ, orman, tepe gibi tarım dışı alan yoktur. 

 

Avrupa ülkelerinde RES santrallerinin deniz üzerine kurulduğu bilinmektedir. Haziran 2016'da ulusal medyada Hollanda'da bir şirketin rüzgar enerjisi üretilmesi için Atlantik'e ada yapacağı haber yapılmıştır. Avrupa ülkelerinde deniz doldurularak tarım arazisi elde edilirken ülkemizde 1.sınıf tarım arazileri üzerine RES'ler kurulmak sureti ile tarıma, doğaya, çevreye, ekonomiye zarar verilmektedir.

 

Türkiye bir tarım ülkesi iken, tarım ürünleri ithalatçısı durumuna getirilmiştir. Ülkemizde 1980'lerden itibaren tarım destekleme politikaları ekonomik krizlerin sebebi olarak görülmüştür. IMF reçetelerinin tamamında tarıma desteklerin sınırlandırılması istenmiştir. Türk köylüsü sürekli zarar ettirilerek toprağından koparıldı. Tarım ürünleri destekleme alımları yarı yarıya azaltıldı. Hububat gümrük duvarlarının yıkılması ile tarımda ithal ürünlere bağımlılığın yolu açıldı, buğday ekimi yapılan arazilerin miktarı azaldı ve her geçen gün bu azalma devam etmektedir.  5 dönümün üzerinde tarım yapan bir çiftçi ancak sertfikalı tohum kullanması durumunda tarım desteklemelerinden faydalanabilmektedir.

 

Tarım, küresel şirketlerin endüstriyel şekillendirmesi ile küreselleşmiş, dünya tarımının büyük çoğunluğu küresel şirketlerin kontrölüne  girmiş, böylece siyasetin ipleri de küresel şirketlerin eline geçmiştir

 

Tarım teknolojisi aldatması ile amaçlanan tarım arazilerinin geleneksel tarım aile çiftçilerinden/köylüden alınarak küresel şirketlerin eline teslim etmektir. Türk tarımını yok eden ABD ve AB ülkeleri bir yandan kendi tarımlarını geliştirmekte, tarım üreticilerine tarımsal desteklerini arttırmaktadırlar. Nitekim son yıllarda tarım ürünlerinin çoğu bu ülkelerden ithal edilmektedir. Bir zamanlar kendi ürününü üreten ülke olan Türkiye birçok tarım ürünü bakımından ithalata bağımlı hale getirilmiştir. Türk tarımı kapıtalist piyasanın insafına bırakılmış, köylünün üretmemesi istenmiştir. Çünkü tarım ürünleri nasıl olsa ABD ve AB ülkelerinden daha ucuza alınabilecektir. Kotalar kaldırılmış, ithalat serbestleştirilmiştir. Böylece tarımda büyüme hızı yıldan yıla düşmüş, ithalat artmıştır.

 

Yabancı yatırımcıya sağlanan imtiyazlarla 1.sınıf tarım arazileri sanayi kuruluşlarına verilmiştir. Tarım yapamayan köylü ise toprağını bırakarak kentlere göç etmektedir. ABD eski dışişleri bakanı Kissinger, yiyeceğin kontrol edilmesi ile insanların kontrol edileceğini söylemiştir. Kissinger tarımı, petrol politikası ile birlikte ABD stratejisinin ön sırasına koymuştur.

 

Gıdanın sosyal ve siyasal boyutları olup aç insanların isyan ettirilerek iktidarların etkilenmesi riski vardır. Ülkemizde 1970'li yıllardaki ekmek, yağ kuyrukları birçoğumuzun hatırındadır. Belirtildiği gibi gıdanın kontrolü ile insanların kontrol edilmesi mümkündür.

 

1986 yılında Uruguay'da başlanan görüşmelerde tarım ürünleri için imzalanan sözleşmeye göre tarımsal ürünlere desteklerin belli sürede kaldırılacağı, bu ürünlerin ihracat sübvansiyonlarının kaldırılacağı, ithalatta uygulanan engel ve kotaların kaldırılacağı, gümrük tarifelerinin düşürüleceği öngörülmüş ve bu sözleşme Şubat 1995'te Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır.

 

Türkiye tarım ve hayvancılık ürünleri ithalatçısı bir ülke durumundadır. Oysa dünyanın geleceğinde gıda güvenliği çok önemlidir. Tarımın gelecekte Türkiye'nin güvenlik kartı olması sebebi ile toprağın stratejik önemi vardır. Gelecek için gıda güvenliği çok önemli olmakla tarım alanlarının korunması gerekmektedir. Ülkemizde tarım göz ardı edilen ekonomik alandır ve ne yazık ki her geçen gün rant, sanayileşme gibi sebeplerle tarım alanları yok edilmektedir.

 

Bandırma'nın aynı zamanda tarımla birlikte turizm için de önemli bir bölge olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

 

Bu sebeplerle 1.sınıf tarım alanı olan arazilerin tahrip edilmemesi, korunması gerekmektedir. Tarım arazileri korunarak ülkemizin gelecekteki gıda güvenliği sağlanmalıdır. Zira gıda insanların vazgeçemeyecekleri bir şeydir. RES'lerin İlgili yasa ve yönetmeliklere uygun, tarım arazilerine zarar vermeyecek şekilde uygun yerlerde kurulması gerekir. Halen devlet karayolundan da  görülen RES'ler, tarım arazilerinin ortasında birer hançer gibi durmaktadırlar.

 

 Şair ressam  Bedri Rahmi Eyüboğlu ilçemizden geçerken ne güzel yazmıştır :

"Bandırma Gönen arası /Bu yıl bereket senesi/ Bağlar bahçeler zil zurna/ Kavun karpuz çifte telli"

 

                                               2) RES'lerin kurulduğu yer, Manyas Kuş Gölüne(Kuş Cenneti)  çok yakın olup Kuş Gölü, ÇED Yönetmeliği EK 5'te gösterilen duyarlı yöreler arasındadır. Kurulmuş olan RES'ler Kuş Gölünün doğasına, gölde barınan her tür canlıya, kuşlara zarar verecektir.

 

Kuş Cenneti,1959 yılında Milli Park olarak korunmaya alınmış, alanın tamamı 2006 yılında milli park olarak ilan edilmiştir. Dip canlıları açısından oldukça zengin olan göl, yaban hayatının gelişmesine imkan sağlamaktadır. Türkiye'deki milli parklardan en küçüğü olmasına karşın zengin kuş topluluklarını barındırmaktadır.

                                              

1971 yılında kabül edilen Ramsar Sözleşmesi sulak alanların korunması ve sürdürülebilir kullanımı amaçlayan uluslararası sözleşme olup sözleşmenin amacı dünya üzerinde var olan doğal ekosistemlerin korunmasını ve sınırlı olan kaynaklarının akıllıca, verimli şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Türkiye 1994 yılında Ramsar Sulak Alanlar projesine dahil olmuş ve 2008'de Kuş Gölünün de bulunduğu 12 sulak alan Ramsar Alanı olarak ilan edilmiştir. Kuş Gölü ve yakın çevresi aynı zamanda 1981 yılında 1.derecede Doğal Sit Alanı statüsüne kavuşturulmuş, 1996 yılında da göl ve yakın çevresini içine alan bir alan da Yaban Hayatı Koruma Sahası olarak ilan edilmiştir.

                                              

Göl ve çevresinde 266 kuş türü tespit edilmiş olup Milli Park birçok canlının barınma, üreme ve konaklama ihtiyaçlarına cevap vermektedir. Göl özellikle kuşlar açısından çok önemlidir ve her yıl burada 100 binlerce kuş uyum içinde yaşayıp üremekte, göç dönemlerinde konaklamakta, kuş sayısının artmasına önemli katkıda bulunmaktadır.

                                              

Önemli kuş göç yolları üzerine rüzgar enerji santralleri tesis edilmemelidir. (Yenilenebilir Enerjİ Genel Müdürlüğü, Rüzgar Türbininin kullanımı ve Gelişimi, Rüzgar Enerji Santralinin Kurulması, Çevrenin Değerlendirilmesi) Yanlış bölgeye kurulan RES'lerin kuşların göç yollarını değiştirmesi mümkün olduğundan kuşların bir çoğu hayatını kaybedebilecek ve bölgedeki kuş faunası/varlığı ciddi olarak değişecektir.

                                              

Ekosistem karşılıklı olarak birbirlerine etki yapan organizmalar ile bitki ve hayvanların birbirine eklemlendiği, toprak gibi fiziksel çevre faktörlerinin bir arada bulunduğu herhangi bir doğa parçasıdır. Ekosistemin bozulması ile bir bütün olan çevrenin yapı ve işleyişi olumsuz etkilenecek ve iklim değişikliği, su kaynaklarının azalması, canlı çeşitliliğinin azalması, erozyonların oluşması, enerji kıtlığının başlamasına sebep olunacaktır.  Kısaca canlı toplulukları ve bunların içinde yaşadıkları ortamı kapsayan bütün olan ekosistemin bozulması, dünyadaki ve bölgedeki canlı yaşamına zarar verecektir.

                                              

Yeşil bitki örtüleri, ormanlar ekosistemin can damarlarıdır ve bu ortamı yaşam alanı olarak kullanan hayvan türleri kritik önem taşırlar. Kuşlar ve böcekler de bu grup içindedir. Bilim insanları böceklerin olmaması halinde kuş türlerinin çoğunun, sürüngenlerin çok kısa süre içinde kaybedilebileceğini belirtmektedirler. Kuşlar ekosistemin devamlılığının belirlenmesinde belirleyicidirler, doğaya, ekosisteme sayısız yararları vardır. Kuş Gölünün ekosisteme birçok olumlu etkisi olup gölde barınan, üreyen, konaklayan pek çok kuş ve diğer canlılar RES'lerden olumsuz etkilenecektir. Bu sebeplerle kuşların yaşadıkları, barındıkları ortamın korunması zorunludur.

                                              

Milli Park, Tabiat Parkı, Tabiat Anıtı ile Tabiatı Koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydı ile yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilecek olması ülkenin doğasının tahrip edilmesine, flora, fauna kaybına ve yerli halk ile yeni bir çatışma alanının yaratılmasına yol açabilecek bir husustur. Bu tür alanlarda verilecek izinlerde objektif kriterler belirlenmeli ve RES projelerinde yer seçimlerinden proje fizibiletisi -montaj işletme aşamalarına kadar tüm süreçte çevre öncelikle göz önüne alınarak değerlendirilmeli, halkın kabülü, dialog ve danışma önemsenmelidir.(www.nukte.org; Türkiye'de Rüzgar Enerjisi, Mevcut Durum, Sorunlar, Zerrin Taç Altuntaşoğlu, ElektrikMühendisi, Kamu Yönetimi Yüksek Lisansı)

 

                                               3) RES santralleri tarımsal, çevresel ve jeolojik olarak bu alana çok olumsuz etki yapmaktadır. Rüzgar türbinlerinin çalışma mekanizmasnın nükleer pillere dayandığı iddia edilmekte olup çalıştığı sürece türbinler etrafa radyasyon ve ses yaymaktadır. Yüzlerce türbinden etrafa yayılan radyasyon kuşkusuz insan sağlığını, doğayı, tarım arazilerini tehdit etmektedir. İlerleyen zamanda zararlar görülecektir ve RES zararları, baz istasyonu zararlarından kat kat fazla olacaktır.

                                              

RES'lerin belli bir bölgede yoğunlaşması ile rüzgar sirkülasyonunun etkilenmesi ve iklim değişikliği meydana gelmesi mümkündür.

                                              

RES'lerin çevresel etkileri gürültü, görsel ve estetik etkiler, dogal hayat ve habitata etki, elektromanyetik etki, gölge ve titreşimlerdir. RES'lerden kaynaklanan gürültü ve ses, yapmış oldukları titreşimler insanlara, binalara ve diğer canlılara olumsuz etki yapmakta ve gürültü sürekli olduğunda kalıcı duyu kaybına sebep olduğu belirtilmektedir.

                                              

RES'Lerin görsel etkileri, bölgemezin 1.sınıf tarım arazilerine yapılan RES tarlaları ile tarım arazileri yok olacak korkusunu yaratmaktadır. Ayrıca gece ışıklandırılması ile yakın çevrede yaşayan insanlar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.

                                              

Ülkemizde geçtiğimiz yıl çok sayıda RES ihalesi yapılmış ve bu ihalelere birçok yabancı şirket katılmıştır. Buradan RES santrallerinin ticari getirisinin küçümsenmemesi gerektiği anlaşılmaktadır.

                                              

Elbette insan yaşamı için enerji gereklidir. Ancak enerji üretimi için tesisler kurulurken doğaya, insana, çevreye zarar vermeyecek yerler seçilmelidir. Böylesine her yanı tarım arazisi olan yerlere RES kurulmamalıdır.

                                              

Ekosisteme bir çok olumlu etkisi olan Kuş Gölüne bu kadar yakın mesafede RES kurulması ile bu sulak alanda yaşayan, barınan, üreyen kuşlar ve diğer canlılar olumsuz etkileneceğinden RES kurulması  yerinde değildir.

                                              

Dileriz ki şairler ilçemizden geçerken yine şiirler yazsınlar. Bereketli topraklar bol ürün versin. Tarım arazileri sanayi, rant gibi sebeplerle küçültülmesin. Kuş Cennetinde yaşayan kuşlar ve tüm canlılar zarar görmesinler. İlkbahar  aylarında  yeşil  denizimiz her zaman coşsun, ülke insanımız için ürünümüz bol olsun.

 

Ayşe  Bolat

 

 

               

 

 

 



Bu yazı 579 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI