Bugun...

Ayşe BOLAT
HALİDE EDİP ADIVAR
Tarih: 06-04-2018 17:08:00 Güncelleme: 06-04-2018 17:08:00


             

               

 

 

 

                 Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında 30.10.1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması(Mütarekesi) ile Osmanlı Devleti 1.Dünya Savaşından çekilmiştir. Meclis-i Mebusan'da yapılan konuşmalarda bu antlaşmanın imzalanmasının zorunlu olduğu savunuldu. Antlaşmanın imzalanma nedenleri Suriye, Filistin, Irak cephelerinde yenilgiler alan ordunun gücünü yitirmiş olması; Wilson prensiplerinde mağlup olan devletlerin toprak bütünlüğünün korunacağı, tazminat verilmeyeceği belirtildiğinden yöneticiler tarafından savaştan çekilmenin fırsat olacağı kanısına varılmış olması; Osmanlı Devletinin silah ve cephane açısından yetersiz kalması; işgal tehdidi altında olan İstanbul ve Boğazlar Bölgesinin antlaşma imzalanarak İstanbul'un kurtuluşunun sağlanacağı fikrinin ortaya çıkması ve saltanat yönetimi ve çevresinin İngiliz hoşgörüsüne güvenmesidir.

 

                Bu mütarekeden sonra Musul ve İskenderun'un ardından 13 Kasım 1918'de İstanbul işgal edilmiştir. Mondros Ateşkes antlaşması sonrasında İtilaf Devletlerinin I.Dünya Savaşı sırasında kendi aralarında yapmış oldukları gizli paylaşma planları ortaya çıkmış ve işgal faaliyetlerine başlamışlardır.

 

                Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti fiilen sona erdirilmiştir. İşgalci devletler yaptıkları her tür haksız faaliyetleri bu mütarekeye bağlamışlardır. İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan gemileri ile denizaltılarından oluşan İtilaf Donanması Boğaz'a girerek İstanbul'u işgal etmiştir.7 Şubat 1919'da gösterişli bir törenle İstanbul'a gelen İngiliz Komutan Allenby, Anadolu'da İngiliz egemenliğini pekiştirmek için hazırladığı istek listesini ayağına çağırdığı Osmanlı Dışişleri Bakanına yazdırmıştır!

 

                İngilizler 16 Mart 1920 tarihinde son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ın yeniden açılması ve Misak-ı Milli'nin yayınlanması sebebi ile İstanbul'u yeniden işgal etmişler ve bu işgal çok daha etkili ve yıkıcı olmuştur. İngilizler karakollara zorla girerek Türk askerlerini öldürmüşler, Harbiye Nazırının odası basılarak göğsüne silah dayanmış, bütün silahlara el konulmuş, telefon telleri kesilmiş, haberleşmeye el konulmuş, devlet daireleri denetim altına alınmış, caddeler tutularak gidiş gelişler engellenmiştir. İstanbul'un denetimini ele geçiren İngilizler sıkıyönetim ilan etmişler, Meclis-i Mebusanı basarak seçilmiş milletvekillerinin büyük bölümünü, asker, sivil memurları tutuklayarak Malta'ya sürmüşler ve işgali protesto ederek istifa eden Salih Paşa'nın yerine Damat Ferit'e hükümet kurdurmuşlardır. Boğaziçi işgal kuvvetlerinin savaş gemilerinin ışıkları ile pırıl pırıldır. Asılan afişlerde, milliyetçilere yardım edenin ölüme mahkûm edileceği duyuruluyordu. Bir kısım Ermeniler silahlandırılmıştı.

 

                İşgal tarihinde İstanbul'da yaşayan Halide Edip, Türk'ün Ateşle İmtihanı kitabında İngiliz emperyalizminin çirkin yüzünü yazmıştır. Müttefiklerin İstanbul'a girişi ile azınlıklar Türk vatandaşlarına çok kötü muamele etmeye başlamışlar, müttefikler küçük bahanelerle Türkleri tutuklamışlar, dövmeye başlamışlardır. Türklere ait evler sahiplerinden zorla alınarak içeridekiler dışarıya atılmış, fesler ve kadın peçeleri yırtılmıştır. Türk basınına sansür konulması sebebiyle bu olaylar gazetelerde pek az yer almıştır. İngiliz karargâhı yetkilisi hapishaneleri denetleyerek tüm azınlık mahpuslarını, aynı gün serbest bıraktırmıştır. Bugünlerde Türkler silah taşımıyordu ancak Hıristiyanların hepsine silah verilmişti.

 

                Adana ve Mersin ile Konya ve Antalya'nın bir bölümü Fransızlar tarafından işgal edilmiş ve Fransızların Ermenilerden asker kuvveti toplamaları halkta büyük kızgınlık yaratmış, bu sebeple kanlı olaylar meydana gelmiştir. Antalya İtalyanlar tarafından işgal edilmiş; Türkler, Trakya ve Mezopotamya 'da bazı cemiyetler kurmuşlardı. Anadolu'ya silah kaçırtma yollarını temin eden ve Anadolu'ya geçmek isteyenlere yardımcı olan Karakol adında gizli bir teşekkül kurulmuş idi.

 

                16 Mayıs 1919 tarihinde İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilerek vali ve memurları Kordonboyu'na sürüklenerek "yaşa Venizelos" diye bağırmaya mecbur bırakılmış, boyun eğmeyenler Kordon'da saatlerce yürütülerek üstleri başları parçalanmış, kanlı olaylar meydana gelmiş, şehit olanlar olmuş ve bu olaylar itilaf donanmasının gözü önünde meydana gelmiştir.

 

                Halide Edip, İzmir'in işgalinden sonra İstiklal Mücadele hissinin kendisinde bir tür mukaddes cinnet halini aldığını, kendisinin milli mukaddes cinnetin bir parçası olduğunu, İzmir’in alındığı 1922 yılına kadar kendisi için hayatta hiçbir şeyin önemi kalmadığını belirtmektedir. (Türk'ün Ateşle İmtihanı) Halk arasında dolaşıp herkesi dinlemiş, kadınların memleket meselelerinde erkeklerden daha hassas olduklarını anlamıştır. Kadınlar, vatanlarının tehlikeye girmesine isyan etmekteydiler.   

 

                İzmir'in işgalini protesto için ilk olarak Fatih Belediyesi önünde yapılan mitingde konuşan Halide Edip "gece en karanlık ve ebedi göründüğü zaman gün ışığı en yakındır" diye söze başlamış, Fatih mitinginin ardından Kadıköy Belediye binası balkonundan halka konuşma yapmıştır.

 

                Sultanahmet mitinginde Halide Edip halka çok etkili bir konuşma yapmıştır. Türk'ün Ateşle İmtihanı kitabında Sultanahmet Meydanına girdiğinde kalabalığı görünce kendisine sükûnet geldiğini,  Sultanahmet Camii minareleri şerefelerinde siyah bayraklar dalgalandığını, Cami önündeki kürsünün de siyah bayrakla kaplı olduğunu belirtmektedir. Sultanahmet Meydanı Ayasofya'ya kadar hareket edilmeyecek şekilde halkla doludur, bunun yanında demir parmaklıklar, damlar, kubbeler dahi halkla doludur. Halide Edip kitabında o anın kendisine, hiç sesi çıkmayan 200 bin kişinin ıstırabını aşıladığını yazmaktadır. O günkü Halide'nin kalbi kendi deyimi ile bütün Türk kalplerinden gelen hisle atıyordu ve Halide'ye gelecek yılların faciasını duyuruyordu. Zulme uğramış Türk Milleti ebedi olup hiç bir maddi kuvvetin yok edemeyeceği manevi kudrete sahiptir. Halide Edip'in sesi belli bir noktadan öteye gidememiş olsa da kalabalıkta insanı ürküten mutlak bir sükût vardır. Halide Edip kalabalığa insanlık ve adalet esaslarına sadık kalınacağı ve hangi şartlar altında olursa olsun hiç bir kuvvete boyun eğilmeyeceğine dair yemin ettirmiştir.

 

                Miting sırasında İtilaf Devletleri uçakları minarelerin arasında uçsalar da, yeni mücadele ruhu ile kendinden geçen halk bu maddi kuvvetten haberdar dahi olmamıştır.

 

                "Karanlık bir sır olan İstanbul'un arkası, asıl mahalleleri ağzını açmış, insanlarını dökmüştü. Birçok ihtiyar kadın, birçok ihtiyar erkek vardı. Sarılı kırmızılı basma entarisinin yeni çarşafından fırlamış, yemenilerinin oyaları görünen küme küme, gözleri kırmızı, yüzleri gibi o kadar çok kadın vardı ki... Hamal ile genç aydının, Karagümrük'lü işçi, İstanbullu kadınla yüksek ökçeli süslü kadının, omuz omuza, yüz yüze geldiği bir gündü. Derinliği görülemeyen meydanda müthiş bir insan denizi, derin ve sessiz uğultusu ile akıyordu." "Bütün bu canlı deniz üstünde Sultanahmet'in beyaz minareleri, hapishane binası yüzüyor gibi yükseliyordu. Binaların üstünden, caminin avlusundaki ağaçlardan salkım salkım insan kütleleri sarkıyor.."..bir ihtiyar dişsiz,ağzı açık,fersiz gözlerinden, sürülmüş tarla gibi buruşan yanaklarına akan gözyaşlarıyla birlikte bağıra bağıra ağlıyordu" " Yüz bin insan mucize gibi vücutlarından,vücutlarının bin bir ilgisinden çözülmüş,bir oluvermişlerdi" (Ateşten Gömlek, s:37,38, 39)

 

                Sultanahmet mitingi akşamı Halide Edip'in İtilaf Kuvvetleri tarafından tutuklandığı söylentileri yayılmıştır. İşgalci İtilaf Devletleri bu mitingden endişelenmişler, Beyoğlu’ndaki Hıristiyanlar telaşa düşmüşlerdi.

 

                İzmir'in işgalinden sonra 16 Mayısta Anadolu'ya hareket eden Mustafa Kemal ve arkadaşları Amasya'da ilk toplantıyı yapmış, Erzurum ve Sivas Kongreleri yapılmış, Erzurum Kongresinde Anadolu'nun müdafaası için hazırlık yapma kararı alınmış, bu kararlar İstanbul'daki Padişahı ve hükümeti ürkütmüştür. İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin yapılmasını engellemek için harekete geçtikleri Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919'da yapılmıştır.

 

                İzmir dağlarında müdafaaya hazırlanan insanlar Mustafa Kemal'in Sivas'taki teşkilatı ile pek ilişki halinde değildiler. 28 Ocak 1920 tarihinde ülkenin bütünlüğü ve bağımsızlığı konusunda Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararlar, Misak-ı Milli Beyannamesi açıklanmıştır. Misak-ı Milli'nin yayımlanmasından sonra İstanbul'daki İngilizler Milli Hareket aleyhinde Anadolu'ya adamlar göndererek bazı gurupları harekete geçirmek istemişlerdir.

 

                Halide Edip, Mustafa Kemal'e mektup yazarak gönüllü olarak orduya katılmak istediğini bildirmiş, Mustafa Kemal bu isteği kabul etmesi ile Mart 1920 tarihinde İstanbul'dan Milli Mücadeleye katılmak için yola çıkan Halide Edip ve arkadaşları 2 Nisan 1920 tarihinde Ankara'ya ulaşmışlardır.

 

                Halide Edip 18 Mart 1920 tarihinde harekete karar verdiklerini yazmaktadır.(Türk'ün Ateşle İmtihanı) Sultantepesi'ndeki Özbekler Tekkesine vardıklarında orada Anadolu'ya gitmek isteyen mebuslar olduğunu, Miralay İsmet Beyin(İnönü) iki gün önce bir kaç zabitle Anadolu'ya hareket ettiğini öğrenirler. Bütün arabalar Kısıklı ve Çamlıca da İngilizler tarafından denetlenmekteydi. Halide Edip'in gideceği araba Jandarma Komutanı Remzi Bey tarafından hazırlanmış, jandarma tarafından gizli telgraf servisi ve İstanbul'dan Ankara'ya kadar gizli telefon sistemi kurulmuştu. Teşkilat tarafından bir jandarma yardım etmek üzere görevlendirilmişti.

 

                Halide Edip ve yanındakiler gece gündüz demeden öküz arabaları ve at sırtında ya da yaya olarak soğuk kış gündüzleri ve gecelerinde güçlükle yol almışlar, köylerde konaklamışlardır. Bir yandan yakalanma tehlikesi, geçtikleri yerlerde kaçakları yakalamak için kurulan birliklerle karşılaşmak ihtimali vardır. Yollar İngilizler tarafından, boş alanlar da Hıristiyan çeteler tarafından denetlenmekte idi. Zaman zaman yollarını kaybetmişlerdir. Dağ yollarında öküz arabasını yukarıya kendilerinin çektikleri dahi olmuştur. Anadolu’nun tepelerinden, arka yollarından ilerlemiş, kar fırtınası içinde yürüyerek yollarına devam etmişler, vadilerden, kayalıklardan geçmişler, inanılmaz derecede geçilmez sanılan yollardan, hatta bataklıklardan geçerek varacakları yerlere ulaşmışlardır.

 

                Milliyetçiler tarafına geçen Adapazarı eski valisi, Adapazarı yakınlarında bir kaç süvari ile birlikte kafileyi karşılamıştır. "Hükümet makamlarının şüpheli gözle baktıkları bu insanlar belki de kendilerine hiç güvenmeyecek, inanmayacak insanlar için hür bir memleket kurmak istiyorlardı." (Türk'ün Ateşle İmtihanı)  Hendek'e ulaştıktan sonra hareket edecekleri sırada Mustafa Kemal telgrafla Ali Fuad Paşa'nın işgalcileri Eskişehir’den sürdüğünü belirtmiş ve Geyve'ye kadar yollarına trenle devam etmelerini istemiştir. Bunun üzerine Milli Kuvvetlerin yeni karargâhı yeri Doğançay'a geçmişler, vardıkları gece Geyve valisinin evinde misafir olmuşlardır. Başka bir yoldan kaçıp gelen Yunus Nadi Bey Geyve'de kafileye katılmıştır. Halide Edip ve kafileyi Ankara'da Mustafa Kemal karşılaşmıştır.

 

                Mustafa Kemal bütün Anadolu'ya tamim göndererek her bölgeden iki mebus seçilmesini istemiştir. Bu mebuslar Ankara'da toplanan Millet Meclisine katılacaklardır. Hükümetin tamamı İngilizlerin hükmü altında olduğundan zulme uğramış Türk Milletinin hayatı ve hürriyeti uğrundaki mücadelesinin idaresi için Anadolu'da bir hükümet kurulması zorunluluğu doğmuştur.

 

                Halide Edip Karargâh’ta gelen telgraflardan Anadolu Ajansı ve Hâkimiyet-i Milliye gazetesi için lazım olan parçaları derlemiş, Mustafa Kemal'in diğer muhaberatına ait yazıları hazırlamıştır. Ülkede o günlerde ölüm kalım savaşı yaşanmaktaydı.

 

                 İstanbul'un işgali üzerine gizli direniş örgütü Karakol Cemiyeti Mustafa Kemal'e, hükümet darbesi hazırlayan İngilizlerin meclisi dağıtacaklarını ve Ankara'da bir hükümet kurulması lüzumunu bildirmiştir. Nitekim son Meclisi Mebusan 11 Nisan 1920'de padişah Vahdettin tarafından kapatılmıştır.

 

                23 Nisan 1920'de Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılmış, Mecliste Mustafa Kemal'in okuduğu nutku büyük etki yapmıştır.

 

                Anadolu'da Milli Mücadeleye muhalif hareketler başlamıştır. Hilafet adına harekete geçen muhalifler vardır. Diğer yandan Fransızlar, Yunanlılar, İstanbul'daki itilaf kuvvetleri halkı öldürtmekte,  eziyet etmekteydi. Mustafa Kemal dağınık kuvvetleri idareye çalışmaktaydı. Telgraf telleri kesilmişti. Kurtuluşun milli hareketin başarısında olduğuna inanan Mustafa Kemal, düzenli ordu kurmak zaruretine inanıyordu. Bu arada Kazım Karabekir Paşanın Kars'a girmiş ve bu başarı düzenli ordu kurulması işi ile uğraşanlara güç vermiştir.

 

                I.İnönü savaşında Yunan ordusu ilk kez kuvvetli bir mukavemetle karşılaşmış ve Türk ordusuna yenilmiştir ve bu savaş düzenli ordunun birinci galibiyetidir. Bu arada İtilaf Devletleri Londra konferansına Ankara Hükümetini de davet etmişler ancak Türk delegasyonu Londra'dan dönerken Yunanlılar büyük bir saldırıya başlamışlardır. Afyon'dan saldırıya başlayan Yunan ordusu 31.03.1921 tarihinde 2.İnönü Savaşı ile Eskişehir'de İnönü'de büyük yenilgiye uğratılmıştır.

 

                Türk'ün Ateşle İmtihanı'nda Halide Edip, savaştan duyduğu etkilenmeyi ve savaşa karşı nefreti ifade etmektedir:"..biz savaş yapmaya mecburduk.Çünkü düşmanlar evlerimize kadar gelmiş,savaş istesek de,istemesek de yurdumuzu yakıp yıkacaktı. Niçin? Çünkü bir kaç siyaset adamı Yakındoğu’nun haritasını değiştirmek hevesine düşmüşlerdi. Yunanlılar da kazanç ve zafer hırsına düşmüşlerdi.

 

                5 ağustos 1921'de Büyük Millet Meclisi tarafından Başkumandan seçilen Mustafa Kemal askeri kabine kurmuş,24 saat sonra cepheye hareket etmiştir. Yunan ordusu ise Ankara'ya yaklaşmaktaydı. Türklerin mahvolup gitme gerçeği ile ateşle imtihanın son safhası olduğunu düşünen Halide Edip, Mustafa Kemal'den cephede görev talep etmiş ve talebi kabul edilerek ile Garp Cephesinde görevlendirilmiştir. Halide Edip'in görevi değişik fırkaların insan, mühimmat ve silah bakımlarından kuvvetini tespit edecektir.

 

                22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı, 11 Eylülde Yunan kuvvetlerinin çekilmeye başlaması ile 13 Eylül 1921 tarihinde sona ermiştir.

 

                Halide Edip, Milli Mücadeleye destek olmuş, milli mücadelenin kazanılması için elinden gelen her tür fedakârlığı gösteren örnek bir Türk kadınıdır. Yazarın 1918-1923 İstiklal Savaşı Hatıraları yakın tarihimize ışık tutmaktadır.

 

                Halide Edip milli duyguları ön planda olan bir düşünürdür. Amerikan Kız Kolejini bitiren ilk Türk kızıdır. Bunun yanında İngilizce, Arapça, matematik, kur'an, felsefe ve edebiyat okumuştur. Üniversitede Batı Edebiyatı dersleri okutmuştur. Kadınları Yükseltme Cemiyetinin kurucularından olup kadınların çeşitli alanlarda yetişmelerinin sağlanması için kurslar açılmasına ön ayak olmuştur.1912 yılından itibaren ve Milli Mücadele sırasında savaş yaralılarına bakmak için hastanelerde hasta bakıcı olarak çalışmıştır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İngiliz Edebiyatı profesörlüğü yapmıştır. Bulunduğu çeşitli yabancı ülkelerde konferanslar vermiştir.1950-1954 yılları arasında milletvekilliği yapmıştır.

 

                Gazeteler ve dergilerde yazılar yazmış ve roman ve hikâyeleri yayımlanmıştır. Birçok tiyatro oyunu, hikâye, roman ve hatıralarını yazmış, birçok yabancı eseri Türkçeye çevirmiştir. Servet-i Fünun ve Cumhuriyet Döneminin en başarılı yazarı ve kadın haklarının en büyük savunucusudur. Hitabet gücü yüksek olup Türk kadınının her zaman erkeklerin yanında mücadeleye hazır olduğunu göstermiştir. 

 

                Milli mücadeleyi engellemek isteyenlere karşı çıkmış, Türk kadınına örnek olacak davranışlarda bulunmuştur. Savaş meydanlarında verdiği mücadele ile sevgi ve saygı görmüştür. Kadın hakları savunucusudur ve Kurtuluş Savaşı mücadelesi sebebi ile istiklal madalyası almaya hak kazanmıştır. Eserlerinde kadına önem vermiş, toplumsal yaşamda aktif olmasını istemiştir. Anadolu Ajansının kurulmasına yardımcı olmuştur.

 

                İyi bir eğitim almış olan Halide Edip her bakımdan Türk kadınına örnek bir aydındır, sanatçıdır, örnek alınması gereken bir insandır. Vatanın işgali, dış güçlerce parçalanmak ve Türk ulusunun yok edilmek istenmesi ona büyük ızdırap vermiştir. Kendi deyimi ile İzmir'in işgalinden sonra İstiklal Mücadele hissi kendisinde bir tür mukaddes cinnet halini almış ve kendisi milli mukaddes cinnetin bir parçası olmuş, İzmir'den düşmanın kovulduğu 1922 yılına kadar kendisi için hayatta hiçbir şeyin önemi kalmadığını düşünmüştür.

 

                Ülkeye ve ulusa büyük hizmetleri olan bu büyük insanın Kurtuluş Savaşında yaptığı mücadele unutulmamalıdır. Bir kadın olarak verdiği mücadele, yaptığı katkılar sebebi ile hiç kuşkusuz Türk ulusunun gönlündeki yerini çoktan almıştır. Bu sebeplerle bu büyük insanı, yurtseveri, Halide Edip'i saygı ve minnetle yad ediyoruz.

 

               

                Ayşe  Bolat

               

               



Bu yazı 424 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI