Bugun...

Can EMRE
BUNLARIN YAŞANACAĞINI SÖYLEDİK
Tarih: 02-10-2018 09:47:00 Güncelleme: 02-10-2018 09:51:00


 

 

 

 

 

Hamaset Edebiyatının getirdiği nokta;

24 Haziran seçimleri öncesi yaptığı seçim gezilerinde halka seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan ’ 24'ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz’ dedi.

 

Ve gördük..!

 

Parlamenter sistemden sonra Başkanlık sistemine geçiş sonrası yaşanan ‘paradigma’ değişikliği, Erdoğan’a oy verenlerin diğer yarısının, tahmin ettiği gibi, adeta bağırarak gelen siyasi, sosyal ve ekonomik tahribat her geçen gün artarak devam etmektedir.

 

Nasıl olmasın ki..!

 

Yeni sistemin nasıl ve ne şekilde olduğu/olacağı konusunda 24 Haziran öncesi açıklama yapılmaması, detaylı bir şekilde halk ile paylaşılmaması, sadece Erdoğan’ın özelinde daha önceki çalışmaları vitrine çıkarılıp, yeni sistemin adeta saklanarak seçimlere gidilmesi;

 

Siyaseti düz bir çizgide değil, neden sonuç ilişkileri üzerinden değerlendiren herkesi tedirgin etse de, diğer yüzde elli bu sistemi davul zurna ile karşıladı..!

 

Bu güne kadar hamaset siyaseti yürüten ve bundan sonrada yürütecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, her seçim öncesi Hollanda, Almanyave Amerika ile kavga eden, iç siyaseti diri tutmak adına CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile Başkanlık seçimlerinde ise İnce’yi hedefe koyarak, 24 Haziran’da istediği sonucu almıştır.

 

Bu sonuç sadece diğer yüzde ellinin ve Erdoğan’ın ‘Garip Guraba’ diye nitelendirdiği, makarna, kömür ve iş/aş temin ettiği kesim haricinde, 24 Haziran seçimlerinde karşısında yer alan CHP, İYİ PARTİ, SAADET ve HDP’nin birleşik aday yerine ayrı ayrı adaylar ile seçimlere girmesi, oyların bölünerek Erdoğan’ın Başkanlık yolunda elini güçlendirmişti.

 

Tüm partiler kendi adaylarını çıkarıp, oylar bölününce zaten yüzde elli oy potansiyeline sahip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ipi göğüslemesi de kolay oldu.

 

Bu gün artık yeni sistem ve yeni doktrin ile yönetilen Türkiye, dünya normlarında değil, Erdoğan’ın özeline ve üzerine göre dizayn edilen yeni ‘Başkanlık’ sistemi ile bu zor coğrafyada kararları aslında tek adam olarak alacak olması, siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda, bizleri sıkıntıya sokacaktır.

 

Bu gün 24 Haziran sonrası yaşanan siyasi ve ekonomik kaos bu sistemin yansıması olarak ortaya çıkarken, aslında ‘Tek Adam’ın’ alacağı yine siyasi, sosyal ve ekonomik karalar şeffaflıktan ve demokrasiden uzak kararlar olacağı için,dinamikleri zedeleyen ve iç huzuru karmaşaya sokacak kararlar olacaktır.

 

Tek adamlık nasıl olur derseniz?

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Varlık Fonu Başkanı’ olarak yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı atayarak onaylamasıdır.

 

Bugün değişen sistemin taşları Özal’ın 24 Ocak 1980 kararları ile döşenmeye başlaması ile birlikte AKP iktidarının özelleştirmeleri ile ivme kazanırken bu gün artık ‘ Sermaye İhracatçısı’ konumundaki Türkiye, ekonomik darboğazda ne yazık ki, IMF ve Dünya Bankası dışında kredi imkânları ararken yabancı yatırımcı davet ederek, bir emperyalistin kollarından, diğer emperyalistin kollarına atlamanın yerini yapmaktadır.

 

Pirinç ’ten nohuta,  buğday’dan arpa ’ya kadar ithal ettiğimiz ve içeride yerli üreticiyi bitirdiğimiz bu sistemde bugün artık geçmişi aramak/anmak sadece hatıralarımızı diri tutmak anlamına gelir.

 

Hedefine ulaşan AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitimde yap/boz taktiği ve gerçeklerin din, muhafazakârlık, fakirlik temelinde gizlenerek bu kesimlerin gerçeklerden uzak kendi dünyaları içine hapsolmuş bir şekilde yaşamaları sağlanarak kendi tabanları diri tutulup bugünlerin hesapları yapılmıştır.

 

Ama ne yazık ki 24 Haziran’dan sonra sosyal ve ekonomik anlamda yaşadığımız buhran, ona oy veren ve vermeyen tüm kesimleri etkilerken, ‘Yerli ve Milli’ söylemlerinin, özelleştirmeler ile içi boşaltılmış ve yabancı sermayenin eline geçmiş kurumların nasıl Yerli ve Milli olacağı tartışma konusudur.

 

Ve bugün artık yeni sistemde ve yeni doktrindeyiz.

 

Son aylarda yaşanan ekonomik kaosların dış güçlerin oyunu söylemleri inandırıcı olmamakla birlikte IMF ve Dünya Bankası söylemlerinden uzak ama yabancı yatırımcıya açık bir sistem isteyen iktidar, yağmurdan kaçarken doluya tutulduğumuzun farkında değil..!

 

Yerli ve Milli demek, Atatürk Cumhuriyetinin kazanımlarına sahip çıkan, Cumhuriyet değerlerini koruyan, vatandaşına özgürlük, hukuk, eğitim ve sağlık alanında eşitlikçi muamele eden, halkının huzuru ve refahı için çalışan sistemin adıdır.

 

Bu gün sadece yeni sisteme hayır oyu veren değil, evet oyu verenlerinde ezildiği refah, huzur, barış, eşitlik, demokrasi gibi kavramları eski sistemde arayacağımız ama diğer yüzde ellinin de bu sistemin gelmesinde payı olduğuna göre artık kimse ağlamasın.

 

Bunların yaşanacağını söyledik;

 

AKP ile uluslararası sermayenin Türkiye’ye girişi ile birlikte yeşil sermaye ve sıcak para girişi bugün için kesildiği ve yabancıya satılacak, özelleştirilecek kurum ve kuruluş kalmadığı için emperyalistlerin kollarında, kapitalistlerin kucağında çare aramak, üretici sınıfı ve toplumu bitiren, sendikaları kapatan, halkı yoksullaştıran politikaları daha da derinleştiren bu sistemi ve iktidarı isteyen sizdiniz.

 

Hayırlı olsun.

 

Bugün ülkenin ekonomik olarak dışa bağımlı, siyasal ve sosyal anlamda buhranlı geçmesinin, hayat pahalılığının ve zamların peşi sıra gelmesinin taşlarını döşeyende sizlersiniz.

 

Geçmiş olsun.

 

Yerli ve Milli masalı ile uyumaya devam…

 

IMF ve Dünya Bankasından uzaklaşalım derken, yaşanan ekonomik ve sosyal buhran sonucunda yabancı yatırımcı davet eden bu sistem, aslında başka bir emperyalist grubun kollarından, diğer bir emperyalist grubun kollarında çıkış yolları araması çabaları dışa bağımlı ve ekonomik olarak çaresiz Türkiye’yi daha da çaresizliğe itmiştir.

 

Bu gün her türlü Meta’ya zam yapılması, dış güçlerin oyunu değil, AKP’nin 2002’den buyan uyguladığı başta özelleştirme politikaları ile dışa bağlanan Türkiye ekonomisinin artık alarm vermesidir. Bu yangında kurtarılacak ilk vatandaş ise ardı ardına yapılan zamlar ilk kurtarılacak vatandaşları aslında yangın yerinde bırakmaktan başka bir yol değildir.

 

O nedenle bugün televizyon, basın, medya ve sosyal medyada zamlardan yakınanlar aslında daha önce Müslümanlık, muhafazakârlık, fakir babası gibi kavramlarla kandırılanların akılları başlarına gelse de hatta seçimlerden sonra sosyal medya ’da koyduk ‘mu?  Mesajları atanların, bugün zamların üstüne zam koyanların karşısında sessiz kalmaları hayra alamet değildir.

 

Geçmiş olsun, yeni sistem budur.!

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 873 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI