Bugun...

Nazan Çoker ÇİNKO
DEMOKRASİ VE KEK YANYANA, BUZDOLABINDA
Tarih: 11-06-2018 10:10:00 Güncelleme: 11-06-2018 10:10:00


 

 

 

 

 

2018 HAZİRAN seçimlerine giderken sayın liderlerimizin gösterdiği performanslara baktığımızda, vatandaşa verdikleri vaatlere gözattğımızda, televizyon ekranlarında soruları cevaplarken ki ruh hallerini analiz ettiğimizde çok değişik tablolarla karşılaşıyoruz.

 

En son Sayın Cumhurbaşkanımızın performansını televizyon ekranlarından seyrettiğimde çok derin bir hayal kırıklığı yaşadım. O ne olursa olsun bizim Cumhuriyetimizin Cumhurbaşkanıydı, yani ben Cumhur, O, Başkan'dı. Ve O Cumhur'un Başkan'ı çok ama çok yorgundu. İnsan olarak baktım ona ve dedim ki içimden:

 

''En yüksek mevki ye gelip, Allaha şükür torunlarınızın torunlarının torunlarının da geleceğini garantiye alıp, Türkiye'yi genç nesillere, daha heyecanlı ellere bırakmak varken, bu yorgun bedeninizle ve gerçekten şişmiş gözaltı torbalarınızla neden hala çabalamak, neden?''

 

Tabi ki bunun cevabını bizler anlayamayız. Ülkemiz de nedense bir mevkiyi dolduranlar sanıyor ki, kendisi giderse her şey alt üst olur, mekanizmalar bozulur, dünya dönmez olur...

 

Bir milletvekili her dönem seçilmek zorundadır sanki. Sanki onun boşluğunu kimse dolduramaz, sanki kimse onun gibi o koltuklara oturamaz ve onlar gibi uyuklayamaz ve mecliste el kaldıramaz.

 

Hele ki parti liderleri '' beni yok etmek istiyorlar'' diye bir saplantılı ruh haline girip, o giderse ülke yok olur, parçalanır gibi hastalıklı düşüncelerle ayrılamazlar bir türlü partilerinin başkanlığından.

 

16, 26, 36 kez başarısız olurlar, ama kardeşim bir türlü kıpırdamazlar.

 

16 yıl iktidarda kalırlar, artık politikaları ve nefesleri yetmez koşmaya, iflas eder bedenleri, o kadar yorulmuşlardır ki, kandırılırlar, aldatılırlar ve itirafta ederler ama yine de tık yok, devam ederler nefes nefese kalp krizi geçirme pahasına koşuya.

 

Sayın Cumhurbaşkanımızın performansının da düştüğünü nereden çıkardın diyecek olursanız, seçim vaatlerinden efendim, seçim vaatlerinden.

 

''Her eve buzdolabı giriyorsa refah seviyesi var, demektir'' sözünden.

 

İlk olarak1748 ( Amerikalı mucitler, sonra İngiliz ve İsveçli ve de Alman mucitler tarafından )yılında tasarlanan, 1844 yılında ticari olarak üretilen,  1890 yılında satışa sunulan, 1920' li yıllardan sonra üretimi hızlanarak evlerde başköşeye kurulan, Türkiye'ye de 1930'lu yıllarda giren fakat 1961'de ilk üretimi yapılan ve sonra gittikçe yayılan bir ev eşyasından bahsediliyor.

 

Ve hatırlatmak isterim ki 2018 yılında, görüntülü telefonların çocukların elinde olduğu bir çağda yaşıyoruz. O yüzden derim ki böyle bir karşılaştırmayı yapabilmek cesaret ister. Kimse açık açık sormasa da yüzüne karşı, alkışlasa da sevgisinden dolayı, içinden geçirmiştir '' eh, müsaadenizle bu çağda da olsun artık birer buzdolabı''  Ama yeter ki içi dolu olsun!

 

Bir de KEK konusu var. Bazen diyorum ki ''Sayın Cumhurbaşkanımız bizi KEK'liyor mu, ya da birileri mi onu KEK'LİYOR''

 

''Millet kıraathaneleri açacağız ve içinde KEK ve ÇAY OLACAK, ÜCRETSİZ''

 

Vallahi bana uyar. Ben giderim, zaten hazır kek ve çay var, kitap okumaya da bayılırım. Çıkmam ben millet kıraathanelerinden de. Fakat Sayın Bakanımız Mehmet Şimşek'in '' Ülkemizde kitap okuma oranı binde 1'' dedikten sonra bu projeyi açıklamak ne anlama gelir bilemedim, bilemedim.

 

Yüce gönüllü halkımız kıraathanelere gider, 4' lüyü kurar okeye, çay ve kekleri de mideye indirir, kitapları da sallanan masaların, iskemlelerin ayağının altına koyar, dengeyi sağlar.

 

Çok uzattım çok. Kısaca demem şudur ki:

 

Tam EKMEK İÇİN EKMELEDDİN gibi bir seçim sloganının yarattığı psikolojiden yeni yeni çıkıyorduk ki, KEK VE BUZDOLABI yine ayarımızı bozdu. Saygılarımla...

 

 

 

Nazan Çoker Çinko – 10 Haziran 2018

 



Bu yazı 388 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI