Bugun...

Rahmi AKDAŞ
DEVLET VE BEN
Tarih: 25-06-2014 09:36:00 Güncelleme: 25-06-2014 09:36:00


 

 

 Çok sevip saygı duyduğum aziz ağabeyim, gençlerle memleket ahvali üzre konuşurken karamsar ifadelerimden bunaldı.
"Bakmayın siz bu adama, iyimser düşünün minvalinde" uyardı gençleri. Onlar da hakikaten karamsar tarafı ağır basan sohbetimizin sonunda birden celallenerek söylenen saygıdeğer büyüğümün uyarısından  biraz şaşkın ayrıldılar kitabevinden.

 

Benim aziz büyüğüm nasıl bir konuşmanın üstüne denk geldiğinden bi haberdi.
Bandırma festivalinde ( on iki eylül'ün kanlarını zihinlerden yıkamak için talimatla tüm yurtta başlatılan, altyapısı olmadığından şarlatanlık etkinliği havasından-istisnalar hariç- sıyrılamayan, ayrı bir yazı konusu) görevli olarak yer almış iki genç hanımın tanıklıkları üzerinden:

Hayatlarının ilkbaharında "sanat ortamı-çevre ve  kültürel sorunlar"  KÜLTÜR VE TURİZM FESTİVALİ adı altında sergilenen maskaralıklardan girip,  dehşetle tanık oldukları: eğitim-çevre-hayvanlara ve insanlara reva görülen muhtelif haksızlıklar, kasıtlı yanlış uygulamalar hakkında sohbet ettikten sonra: "kepazeliklerin sosyal/siyasal kaynağına vurgu yaparak " çevresiyle bütünleşmiş insan odaklı ve  demokratik  mücadelenin nasıl yapılabileceği konusuna geçip; sabırlı bir çabayla -bizim kuşağın düştüğü toptancılık hastalığına yakalanmadan-çözüm üreterek sorumluluğumuzu-yakınmakla yetinmeyerek- nasıl yerine getirebileceğimizi anlatmaya çalışmıştım.


            İki gençten birinin ailesini de tanıyordum. Dolayısıyla minik bir kız çocuğu olduğu günlerden bu yana tanışlığımızdan da beslenen uzunca sohbetin sonunda "devletin demokratik temellerde kurulamamış olmasından dolayı; Osmanlıdan kalma zihniyetten  kaynaklanan zincirleme  'hata değil! zalimliklerin' tekerrüründen ibaret bir sömürü düzeninde' yaşadığımızın" altını çizmekteydim.


             Tam o sırada sohbete dahil olan aziz dost; “muhalif ama" devleti adeta kutsayan ( -Kemalist cumhuriyetçi kanattan- bu arada) iyi niyetli, idealist bir düzgün insan olarak öteden beri anlaşmakta sıkıntı çektiğimiz anlayışıma yorarak tepki verdi. "gençlerin içini karartıyorsun, siz bakmayın onun söylediklerine" dedi şaka yollu. 

 

             Gençlerin ardından ıssızlaşan kitabevinde sıkıntılı bir "iklim" oluşmuştu. Sonra, birazcık "lafın gelişini" anlatmaya çalıştım, olmadı. Devletçi dost, olgunluğuyla konuyu değiştirdi. Bir süre sonra da vedalaşıp ayrıldık.

 

              Fakat o gidince, aldı mı beni bir hüzün dalgası pençesine!..

              Ergenlik yıllarımdan beri "barış, özgürlük, eşitlik-demokrasi-sosyalizm"derken sonbaharının eşiğindeki ömrümün siyasi muhasebesini yaptım içimden.

               En çok  temelde hemfikir olduğum, zaten sayıları "eser miktarda kalmış" dostlarımdan birine bile meramımı anlatamamış olmak koydu. Ardından daha beteri: O gençler, kendi evlatlarım ve daha niceleri de benim mücadele ettiğim sömürü düzeninin bekçiliğini yapmaktan öteye gidemeyen "artık light islama açıkça teslim olmuş (eskiden laik görünümlü ceberruttu) devletin" kurbanı olabilecekleri düşüncesi yüreğimi dağladı.

 

               Ayrıca, artık bu konularda duyarlılık geliştirebilmiş çok az sayıdaki gencin, bizim (ve önceki) kuşağın hatalarından ders çıkarma zorunluluğunun orta yerde olması.

               Maddi manevi sorunlarıyla başedebilmelerinin küresel kapitalizm şartlarında bizlere göre daha da zorlaşmış olduğu şartlar.

               Kıyamet gibi üstümüze gelen çevre felaketleri, katlanmış adaletsizlikler, birbirinden korkunç gelecek endişeleriyle başa çıkma zorunluluğunun dayanılmaz distopyatik manzarası.

                Ham hayallerin, envayi çeşit palavracıların her türlü ahlaksızlığın içinde yuvarlanan politiikacı geçinen soytarıların, ısrarla yüz yıl önceki zihniyetini makyajlamakla yetinerek sürdürmeye çalışan devletin, herkesin malumu "faşist bile olamayacak kadar pasaklı hükümetin" hüküm sürdüğü şartlarda toplumsal dertlerimizin kaynağını bildiğim halde kendimi kandırmak bana göre değil!..

               Ama bizden önceki (komünistler dahil) kuşakların,"devlet iyi ama etrafındakiler kötü" züğürt tesellisinin iyi niyetle başladığını gayet iyi biliyorum.

               Benden çok daha fazla üzüntü yaşadıklarını da; güvendikleri dağın hep karlarla kaplı olmasından çektiklerine bir tür mistik anlayışla katlanmaya çalıştıklarını da.

                Oysa, meşrebim " insan odaklı olduğundan" insan tükenmez, insanlıktan ümit kesilmez" düsturuna inanırım can-ı gönülden.


                Ol sebepten derim ki:

 

BİLDİKLERİMLE KÖTÜMSER, İRADEMLE İYİMSERİM.*
 

Sevgiyle, sağlıcakla..

 

 

*Deyiş: EDWARD SAID'e aittir.

 



Bu yazı 5566 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI