Bugun...

Rahmi AKDAŞ
"Toplum Ve Ben / 2."
Tarih: 31-07-2014 07:24:00 Güncelleme: 31-07-2014 09:13:00


 

 

Önceki yazımda anlatmaya çalıştığım "devlet/toplum/birey" ilişkisi ve bu temelde ortaya çıkan toplumsal panaromayı; yaşantımdan kesitler ve gözlemlerle anlatmayı sürdürmeye çalışacağım.

 

                 İstiklal Caddesindeki kitabevimin önünden günde: Okulların açık olduğu aylarda (yaklaşık) beş bin,diğer aylarda iki bin civarında insan geçer. İçlerinden vitrinimdeki kitaplara,gözucuyla olsun bakanların oranı yüzde bir değildir. Aynı Türkiye'de okuma oranı gibi, yüzdelere sığmayacak kadar azdır. (genel ortalama onbinde sekiz-on civarında) 

 

Çocukların, ergenlerin dünyasında kitaba yer olmaması: Ebeveynlerin-öğretim kurumlarının-sosyal çevrenin duyarsızlığından ötürüdür. Bu nedenle çocukların-gençlerin kitaba ilgisizliğini kenara koyacak olursak; sıklıkla kendime "bu toplum için gençliğini feda ettin; uğruna devrim yapmaya çalıştığın halka borcun var deyip kaldığın kentte "müslüman mahallesinde salyangoz satma misali bir işe giriştin!" devrimci mücadele dönemini aratmayan maddi-manevi sorunlarla boğuşarak onlarca yıl, hatırı (maalesef daha çok iç ve dış kültür dünyasında!-Bandırma'dan ziyade-) sayılır bir başarı,itibar elde etmeyi başardın, ama mazohist misin hala diretiyorsun?bu insanların umurunda değilsin, yaşını başını aldın pes etsene!" derken buluveriyorum.

·                "Devlet ve Ben" yazımın devamı olarak düşündüğüm bu yazıda"üst yapı kurumu olarak Devlet ile" kendi tercihime dayanmayan, hiç de haketmediğim halde baskı-zulüm görerek bedel ödediğim adaletsiz ilşkiye benzer" paradoksal görünmekle birlikte, benzer adaletsizliğe dayalı" "Toplumla Olan İlişkimi" sizlerle paylaşarak, içinde çırpındığımız farklı biçimlerde ama benzer mutsuz yaşantıları paylaşan "idealist insanlara,dostlara" ipucu sunarak, her şeye rağmen toplum için fedakarlıkta bulunmayı  nasıl başarabileceğimiz konusuna birlikte kafa yormaktır dileğim.

·                Bu  gerekli.

·                Misalen: Sevgili SÜHA ORAL başta olmak üzere, "Bandırmalız"sayfalarına katkıda bulunan dostları bu toplumsal fayda üretmek çabası uğruna harekete geçiren "cemaat-örgüt-maddi ya da manevi motivasyon "yok ki? Kişisel tatmin??!!.. Bunca çabayı açıklayamaz; Gizli ajanda icabı?.. Komik kaçar. Geriye kalan, tam da yukarıda "kişisel tarihimden,durumumdan örnekleyerek" anlatmaya çalıştığım sebep: Kendini topluma borçlu hissetme hali. Pekala yeterli bir sebep aslında değil mi?

·                 Böyle insanlar kaldı mı? Eh, bizler varız mesela! İnsandan ümit kesilmez.

·                 Peki, insanların yaptıklarımızla hiç alakadar olmayışını, hatta emeklerimize,çabamıza şöyle bir bakma tenezzülünde bulunmamalarını nasıl yorumlamalıyız?

·                 Neoliberal kapitalizmin pençesinde mi desek,kucağında mı? Halkımız üretmeden tüketme gafletiyle 'yaşarken' (!) kendinden gayetle memnun!Hatta "katiline sırılsıklam aşıkcasına"..

·                 İnsan Olmakla ilgili herhangi bir konuda: insana yaraşır duruş sergileyen kaç kişi var etrafımızda? Mevcut sosyoekonomik-sosyokültürel şartlarda çoğalmaları ne kadar mümkün sizce?

·  SONUÇ: Yaşadıkca emin oldum ki, devrimci mücadele adına, kelle koltukta uğraşırken;insan dokumuzun pejmürdeliğini hiç hesaba katmadan işe girişmişiz. Okuma yazmayı kendi çabasıyla öğrenmiş, dokuz yaşında yelkenli teknelerde çalışmaya (sefaletin mecburiyetinden!..)başlamış rahmetli hayat bilgesi babamın: Oğlum, boşuna uğraşmayın, yaranamazsınız bu halka öğüdünü hafife almışım meğer!

·                 Asırlardır sömürülüp ezilmekten helak olmuş; kapitalizmle birlikte iyice yabancılaşarak "sureten insan" kalmış mahluklara yüksek fikirler, tüm insanlık için kurtuluş veya herhangi bir yüksek insan olmayı öneren-gerektiren fikir ancak verili zaman diliminde işine yarıyorsa ilgisini çekiyor 'vasat'insanların.

·               Artık gelen geçenin kitaplarıma gözucuyla bile bakmamasına eskisi kadar üzülmüyorum.

 



Bu yazı 5482 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI